insan, maruz kaldığı "stres"in birçoğunu neredeyse yaşamamaya yönelik bir yaşam tarzını yaşamaya çalışmak için yaşamaya mahkûm bırakıldığından yaşamaktaymış. insanın hareket alanı her halükarda kısıtlıymış. insan işten eve gider evden işe gelirmiş ama giderken bir araçla gider ve işe gidince iş yerinde işleri makineler yaparmış ve insan da makinelerle birlikte sabit dururmuş. çoğu çalışan bir makineye bağlı olduğu için hareket alanı o makinenin yakın çevresinden ibaretmiş çalışırken. bunun yanında insan evde çocuklarla oynamayacaksa veya aylık ya da yıllık temizlik ya da tadilat yapmayacaksa genelde işyerindeki gibi evde de makinalara bağlı yaşarmış. bu yüzden insan arada bir de olsa doğaya çıkmalı, sürekli aynı veya benzer olup doğal olmayan nesnelere, görüntülere, manzaralara, suretlere bakan gözlerini doğaya çevirip gözlerini dinlendirmeliymiş. sürekli saçma sapan sesler dinleyen kulaklarını dinlendirmek için doğada duyumunu yaprak hışırtıları ve kuş cıvıltılarına ve mümkünse ırmaktan gelen su sesine bırakmalıymış. ama artık doğa uzaktaymış. doğaya gidebilmek için, doğayı yaşayabilmek için insanın parası olmalıymış ama sadece para yetmezmiş; insanın biraz da bilgeliğe dayalı bilgisi olmalıymış. nitekim parası olmasına rağmen kimi köylüler bilgeliğe dayalı bilgileri olmadığı için köyü bırakıp şehre yerleşmişler ama oysaki şehirde sadece kalabalık varmış. kalabalık ve iletişimsizlik. 

Yazıların ve fotoğrafların hakları Abdurrahman Abıka'ya ait olup saklıdır. ©
 

Call

T: 123-456-7890   F: 123-456-7890

Follow me

© 2023 by Nicola Rider.
Proudly created with Wix.com

 

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • White Google+ Icon